29 Ekim 2008 – Durum Raporu
- Ülkemizde son 1 yılda kaybettiğimiz asker sayısı ABD’nin Irak’ta kaybettiği asker sayısından fazla,
Engin Ceber İle İlgili Yayın Yasağı
Taze Chrome
Yok Google Chrome betasını yayınladı sonra sustu, devamı gelmeyecek mi diye merak eden varsa işte cevabı. Dev Channel‘a girin, Chrome’nin en güncel, betanın da betası versiyonunu düzenli olarak her hafta edinin.
Ne Digisin Ne Türksün
Nasıl olsa tüm blogger ve blogspot engellendiği için otosansür uygulamadan yazacağım DigiTürk hakkındaki düşüncelerimi.
1) Digitürk ile ilk defa öğrencilik yıllarımda tanıştım. apartmanın ortak anteni olmadığı ve kablo tv hattı da bulunmadığı için ayda 15 ytl”ye digitürk bize mantıklı geldi. Aldık, almaz olaydık.
İlk ay sorunsuz geçti, ardından bir anda yayınımız kesildi. Müşteri hizmetlerini aradık, kaçak maç izlettirdiğimizi söylediler. Müşteri hizmetler ile yapılan sayısız görüşmeden sonuç çıkmadı. Müşteri hizmetleri görevlisi ne bir üst makamla görüştürdü beni ne de kendisi çözüm için bir adım attı. Tek dediği yetkilerinin kısıtlılığıydı. Digitürkün avukatına gittik ve durumu anlattım. Avukat bana böyle bir tespit yapmadıklarını, zira bu tespitlerin kendisi aracılığıyla yapıldığını söyledi. Bu konuşmaya rağmen DigiTürk eğer yayın almaya devam etmek istiyorsak ceza ödememiz gerektiğini söyledi. Siktirin la dedik, decoderlerini başlarına çaldık.
2) Yaklaşık iki ay önce DigiTürk abonesi olmayan bir tanıdığımın kredi kartından DigiTürk abonelik ücreti kesilmeye başlandı. DigiTürk durumu kayıtlarımızı inceleyim demek suretiyle lastik gibi uzattı. O sırada bir fatura daha kesti. Bu soygunu banka aracılı ile düzeltebildi.
3) Digitürk en sonunda sınır tanımadığı gösterdi. Kendi yayınlarını kaçak gösteren blog sitelerini yayınladığı için bütün blogger ve blogspotu engelleterek hepimizi mağdur etti.
İstese o blog adresini veya adreslerini engeletebilirdi. Fakat yeniden açılmasını da engellemek istediğinden bütün blogspotu engelletti. Bunun 1 adım sonrası wordpresstir, blogcudur, bloggumdur, azbuzdur. Zira digitürk’ün zihniyeti budur.
İnadına almayacağım DigiTürk ve alanı da durduracağım. Düzeltsin bakalım imajını DigiTürk.
Anayasso
Anayasso
Gara dağlar gar altında galanda
Ben gülmezem
Dil bilmezem
Şavatadan Hakkari’ye yol bilmezem
Gurban olam, çaresi ne, hoooyyy babooov
Bebek yaniir, Bebek hasda, Bebek ataş içinde
Ben fakiro
Ben hakiro
Dohdor, ilaç, çarşı bazar; tam takiro
Gurban olam, bu ne işdir, hoooyyy babooov?
Çonçiş ağliir, çonçiş öliir, geçüt vermiy zap suyi
Parasizo
Çaresizo
Ben halsizo, ben dilsizo, şeher uzah yolsizo
Bu ne haldir, bu ne işdir, hoooyyy babooov?
Gara dağda gar aldında ufağ ufağ mezerler
Yeddi ceset hetim hetim zap suyinde yüzerler
Hökümata arzeylesem azarlar
Ben ketumo
Ben hetimo
Ben ne biçim votandaşşam, hoooyyy babooov?
Şavata’dan angara’ya ses getmiir
Biz getmeğe guvvatımız heç yetmiir
Malımız yoh
Yolumuz yoh
Angara’ya ses verecek dilimiz yoh
Ganadımız,golumuz yoh
Bu ne biçim memlekettir, hoooyyy babooov?
Yerin yurdun adresesin bilmirem
Angara’da anayasso
Ellerinden öpiy hasso
Yap bize de iltimasso
Bu işin mümkini yoh mi, hoooyyy babooov?
Şemsi Belli
Blogspot’a Serbest Giriş – Proxy Kullanmadan
c:/windows/system32/drivers/etc diinindeki “hosts” dosyasına sağ klik yaparak salt okunur olma özelliğini kaldırıyoruz. Ardından engelli sitelerin ip nolarını ve site adreslerini oradaki satırlara ekliyoruz. Kaydedip Çıkıyoruz. Bu kadar.
BEN – Yutub from tunctunctunc on Vimeo.
Bütün Bu Sansürün, Yasakların, Kuşatılmışlığın Sebebi Ne?
Bugün öğleden sonra ortaya çıkan hadisedir, artık anlamakta güçlük çekilmemekte, sadece umursanmamaktadır. Bazı adresler halen çalışmakla birlikte çoğu bloga ve blogspot ana sitesine ulaşılmıyor.
Altında mahkeme kararı bulunmadığından dolayı uygulamanın mahkeme kararından ziyade Türk Telekomun tasarrufu olma ihtimali daha kuvvetli. Zaten aslında kapamaların çoğunu Türk Telekom yapıyor başvuru üzerine.
İnsanların en özgür oldukları yer internete ve onun da en formatsız, en rahat bölgesi olan bloglara neden dadanılır, neden korkulur?
Sözlüklerde yazdığım bazı yazıları “hakaret kapsamına girebilir” tarzı sebeplerle silen yöneticilere kızıyordum. Artık kızmıyorum. Üstlerinde demoklesin kılıcı sallanıyor.
Evet hakimlere de lafım var. Yasa emrediyor kapatıyıyorlar çoğu durumda aslında geçerli bir açıklama değil, olay hakimin yorumunda bitiyor çoğu zaman, fakat genel zihniyet yasakçı olduğu için çıkan kararlar genel olarak yasaklama yönünde oluyor.
Ülkeden nefret ettiriyorlar, her yerden bir kuşatılmışlık duygusu vuruyor. İnternet yasak, gazetelere sansür, dergilere kapatma, muhalefete cop, işkence bazen ölüm, kıyafete sınır…
İnsanların kendilerini ifade etmelerini sağlayan bütün kanallar bir bir kapatılıyor. İnsan kendine yabancılaşıyor, zaten amaç da bu herhalde. Sessiz, konuşmayan, kendini ifade etmeyen huzurlu bir toplum yaratmak.
Sorun ne anayasa ne de hükümet. Sorun asker-millet zihniyetinde. Sen önemli değilsin, senin varlığın, kişiliğin, duyguların, düşüncelerin, heyecanların, malların senden daha büyük bir varlığa her an kurban edilebilir. Ağzını bile açamazsın. Açarsan zaten vatan hainisin.
Dışardayken insan burayı özlüyor, herhalde sebebi bu yoğun kuşatılmışlığa karşı duyulan sinirdir, öfke baldan tatlı geliyor. Türkiye’de iken de dışarıdaki ferahlığı özlüyor. Türkiye’de yaşayan hiçbir türlü iflah olamıyor. Stockholm değil, Türkiye sendromu bu.
Burası barış istemenin vatan hainliği sayıldığı bir ülke, zira barış zamanı asker-millet özgür halka dönüşüverecek, bazı ayrıcalıklar gidecek.
Her haltı yiyorlar işte bu ayrıcalıkları korumak için. O duvara atılabilecek en ufak çakıla misli ile karşılık veriyorlar. Göstericileri gözaltına alıyorlar, barış isteyenleri vatan haini ilan ediyorlar, interneti yasaklıyorlar.
Unakıtan A.Ş.
Yumurta, un, tavuk falan derken Unakıtan Ailesi enerji sektörüne de el atmaya karar verdi.
Unakıtan Ailesi 3 Eylül 2008 tarihinde kurduğu ZİA Enerji Ltd. şirketi üzerinden “tasarruf ampülü” ithal edecek. Çok güzel, çevreye yararlı bir iş. Fakat işin içinde Unakıtan olunca insan bunun altında acaba ne çıkacağını düşünmeden edemiyor. Her seferinde de bir buzağı çıkıyor öküzlerin altından. Bu seferki öküz tasarruf ampülü ithalatı, buzağı ise Başbakanlığın Maliye Bakanlığının isteğiyle yayınladığı bütün devlet kurumlarındaki sarı ampullerin taarruf ampulleriyle değiştirilmesini tebliğ eden genelge. Bu değişimin maliyeti 5 Milyon YTL civarında.
Başbakan çevrecinin daniskası, Unakıtan sayesinde de artık daha az elektrik fturası ödeyip, doğaya daha az zarar vereceğiz!
Lt Zofia’nın Köpeğiyim Ondan Red Alert Oynuyorum*
Red Alert 2′nin lateks üniformalar içindeki Sovyet iletişim subayı olan taş hatun karakterdir kendisi. Ergenlelik döneminde benim de dahil olduğum bir çok abaza genç sırf Zofia’nın demolarını görebilmek için sürekli Sovyet görevleri oynardı. Hatta bazılarımız işi abartıp Red Alert 2 videolarını oyun dışında da izleyebilmenin yollarını ararken kod yazmayı öğrendi. E tabi o zaman youtube, dailymotion falan yok. Oyuncaklarımızı tahtadan yaptığımız zamanlar. Bizim zamanımızda hayalgücü bir başkaydı canım.
Aleksandra Kaniak‘ın hakettiği yerde olmadığı kannatindeyim çok ciddi olarak. Gerçi Red Alert 3′de kendisini teğmenlikten terfi etmiş olarak görecekmişiz.
* Silinmiş bir ekşi başlığıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin Türbanla Alakalı Yasa Hakkındaki Gerekçeli İptal Kararı Eleştirisi
Anayasa Mahkemesi nihayet gerekçeli kararını açıkladı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesinin özünü oluşturan metinleri ile karşı oy yazıları aşağıdadır.
“…Anayasa’nın 175. maddesine göre Anayasayı değiştirme yetkisi TBMM’ne tanınmıştır. Kaynağı Anayasa olan bu yetkinin Anayasa’nın öngördüğü yöntemlerle ve Anayasaya uygun olarak kullanılacağı kuşkusuzdur. Yasama organı bu yetkisini 175. maddede belirtilen yöntemle kullanırken, yetkinin her şeyden önce asli kurucu iktidar tarafından kullanılmasına izin verilen bir yetki olması gerektiği açıktır.
Anayasa’nın 4. maddesinde “Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” denilmek suretiyle, 175. maddede belirlenen yetkinin kullanılamayacağı, kullanılsa dahi hukuken geçerli olamayacağı alanlar açıkça belirlenmiştir.
Anayasa’nın 148. maddesinde öngörülen teklif ve oylama çoğunluğuna uyulmaksızın gerçekleştirilecek bir Anayasa değişikliği hukuken geçerli olamayacağı gibi, değiştirilmesi teklif edilemeyecek bir Anayasa kuralına yönelik değişiklik teklifi yasama organının yetkisi kapsamında bulunmadığından, yetkisiz olduğu bir alanda yasama faaliyetine hukuksal geçerlilik tanımak da mümkün değildir.
Anayasa değişikliklerinin yukarıda belirtilen Anayasa normlarının bütünlüğünden doğan ve Anayasanın ilk üç maddesinde somutlaşan temel tercihe uygun olması gerekir. Bu çerçevede Anayasa’nın yetki normu olan 175. maddesi, bu yetkinin sınırını çizen 4. maddesi ve bu sınırların dışına taşan yetki kullanımının hukuksal müeyyidesini belirleme yetkisini öngören 148. maddesinin birlikte değerlendirilmesi zorunludur.
Anayasa’nın 175. maddesine göre kullanılacak Anayasa’yı değiştirme yetkisinin, hukuksal geçerlilik ve etkinlik kazanabilmesi için Anayasa’nın 4. maddesinde teklif edilemez olarak belirlenen hükümlere ilişkin olmaması, teklif ve oylama çoğunluğuna uyularak ve nihayetinde ivedi görüşme yasağı ihlal edilmeden kullanılmış olması gerekir. Teklif edilebilir olmayan bir Anayasa değişikliğinin 148. maddenin ikinci fıkrasında öngörülen teklif çoğunluğu koşulunu yerine getirmiş olması, hukuken geçersiz nitelikteki bir yasama tasarrufunun sırf sayısal çokluğun gücüyle etkin kılınmasının gerekçesi olamaz. Zira kurulu iktidar olan yasama organının işlem ve eylemlerinin geçerliliği, asli kurucu iktidarın öngördüğü anayasal sınırlar içinde kalması koşuluna bağlıdır.
Anayasanın 148 inci maddesindeki, Anayasa değişikliklerinde şekil denetiminin “teklif … şartına uyulup uyulmadığı” hususlarıyla sınırlı olduğunu ifade eden hüküm, yukarıdaki açıklamalar ışığında, “geçerli teklif” koşulunun bulunup bulunmadığına yönelik olarak yapılacak bir denetimi de içerir.
Yürürlükteki Anayasamızın öngördüğü düzen, anayasal normlar bütünü ve bu bütünü somutlaştıran ilk üç maddede ortaya çıkan bir anayasal düzendir. Kurucu iktidarın siyasal düzene ilişkin temel tercihi Anayasa’nın ilk üç maddesinde, bunun somut yansımaları ise diğer maddelerde ortaya çıkmaktadır. 4. madde ise ilk üç maddenin güvencesi olma niteliği itibariyle doğal olarak değiştirilmezlik özelliğine sahiptir. Bu durumda Anayasa’nın 4. maddesi dâhil olmak üzere her bir maddede yapılacak değişikliklerin siyasal düzende değişikliklere ve kurucu iktidarın yarattığı anayasal düzende dönüşümlere yol açması mümkündür. O halde Anayasa’nın diğer maddelerinde yapılacak değişikliklerle Anayasa’nın 4. maddesinin yasama organı için çizdiği sınırların aşılma olasılığı göz ardı edilemez.
Dolayısıyla Anayasanın ilk üç maddesinde değişiklik öngören veya Anayasa’nın sair maddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı olarak aynı sonucu doğuran herhangi bir yasama tasarrufunun da hukuksal geçerlilik kazanması mümkün olmadığından, bu doğrultudaki tekliflerin sayısal yönden Anayasa’ya uygun olması tasarrufun geçersizliğine engel oluşturmayacaktır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasa Mahkemesi’nin, 5735 sayılı Kanun’un 1. ve 2. maddelerinin Anayasa’ya uygunluğunu inceleyebileceğinin ve söz konusu maddelerin Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerini değiştiren hükümlerinin Cumhuriyetin Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen niteliklerine aykırı olup olmadığı, aykırı olduğuna karar vermesi halinde bu hükümleri Anayasa’nın 4. maddesindeki değiştirme yasağına aykırılık nedeniyle iptal edebileceğinin kabulü gerekir.
Haşim KILIÇ ve Sacit ADALI bu görüşe katılmamışlardır…”
Anayasa Mahkemesi buraya kadar ne diyor kısaca özetleyelim: Anayasa Mahkemesi Görev ve Yetkilerinin düzenlendiği Anayasanın 148. maddesinin anayasa değişikliklerini denetleme yetkisini sadece ve sadece şekil denetimi ile sınırlı tutan 1. ve 2. fıkaralarını lafzından farklı yorumluyor ve diyor ki: Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri olan ilk 4 maddesine aykırı hükümler içeren anayasa değişikleri şekil yönünden sakattır. Zira ilk 4 maddenin değiştirilmesi talep edilemez. Değiştirilmesi talep edilemeyen maddeleri dolaylı olarak değiştirmek iptal sebebidir. Anayasanın değiştirilebilir maddelerinde yapılan değişiklikler ilk 4 maddeye aykırı oldukları takdirde şekil yönünden sakattırlar.
Tabi bu durumda Anayasa Mahkemesi dolaylı olarak ilk 4 maddenin Anayasanın diğer maddelerinden üstün maddeler olduklarını yani asıl anayasanın bu ilk 4 madde olduğunu da açıklamış oluyor. Bu da demek oluyor ki Anayasa mahkemesi her türlü anayasa değişikliğini, şekil yönünden denetim kisvesi ile hem esas hem de şekil yönünden denetleme yetkisi tanıyor kendisine, 148/1 ve 2 fıkaralarının tamami ile aksi yönde olarak.
“…Toplumsal sorunların Anayasa’nın açık hükümleri çerçevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü yerine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilmek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir…
…Açıklanan nedenlerle dava konusu Yasa’nın 1. ve 2. maddeleri Anayasa’nın 2., 4. ve 148. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir…”
Anayasa mahkemesi yukarıdaki ilk cümlede açık olarak esas yönünden denetim yapmıştır. Ki bu cümle bütün gerekçenin temelidir.
Karşı oy veren Haşim Kılıç:
Usul Yönünden:
“…Çoğunluk görüşü, kurucu iktidar ile ilgili isabetli açıklamaların ardından vahim bir hataya düşmekte, kanun yapan yasama organı ile Anayasa’yı değiştiren tali kurucu iktidar arasındaki farkı görmezden gelmektedir. Aynı organ tarafından gerçekleştirilmiş olmakla birlikte ikisinin hem nicelik, hem de nitelik olarak birbirinden farklı bir işlevi olduğu, Anayasa hukukunun temel bilgilerindendir. Yasama ve Anayasa’yı değiştirme işlevi TBMM tarafından yerine getirilirken, ilki Anayasa’nın 96. maddesi uyarınca Anayasa’nın hiçbir maddesine aykırı olmamak koşuluyla basit çoğunlukla ve Anayasal değer ve etkisi bulunmayan “yasa” koyma işlevi iken, diğeri Anayasa’nın yalnızca ilk üç maddesini değiştirmemek koşuluyla, nitelikli çoğunlukla ve Anayasal değer ve etkisi olan Anayasa Mahkemesi dahil tüm kurum ve kuruluşları bağlayıcı “Anayasayı değiştirme” işlevidir.
Bu gerçeğe karşın, yapılan Anayasa değişikliğinin iptal edilmesinin olağan bir yasanın iptalinden hiçbir farkı kalmamıştır. Demokratik bir ülkede, hukuksal değerlendirmelerin dayanağı varsayımlar veya öznel kabuller değil, demokratik süreçlerin ürünü olan hukuk kurallarıdır. 1982 Anayasası’nın önceki tecrübeler nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin esas denetim yetkisini yasaklayıp, şeklî denetim yetkisini çok daha ileri bir düzeyde sınırladığı ortada iken, adeta bu süreç hiç yaşanmamış gibi, şekil denetiminin 1970’li yıllarda yapıldığı gibi, başka adlar altında yeniden devreye sokulmasının meşru bir temeli bulunmamaktadır. Sosyal ve siyasal yaşamın dinamizmine uyum sağlamak amacıyla Anayasa’nın bütünlüğünü oluşturan normları değiştirmek suretiyle Anayasal düzende dönüşümlere ve değişikliklere her zaman gidilebilir. Anayasal normlar arasında hiyerarşik bir ilişki kurulamaz. Anayasa’nın 2. maddesindeki soyut niteliklerin somutlaştırılması diğer maddelerdeki düzenlemelerle mümkündür. İlkelere, bu somut düzenlemelerle anlam kazandırılarak bütünlük sağlanır. Başka bir anlatımla ilk üç maddenin dışındaki maddelerle değiştirilemez hükümlere dinamik bir yapı kazandırılarak siyasal yapının temel tercihlerinin meşruiyet temelleri güncelleştirilmiş olur. Değiştirilemez kurallar dinamik bir dönüşüme tabi tutulmadığı takdirde tıkanan hukuksal yollar nedeniyle demokrasi dışı girişimlerin gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Çoğunluk görüşü, Anayasa’nın gelecek kuşakların sorunlarına cevap verme olanağını ortadan kaldırmakla, esasen kendisi değiştirilemez hükümleri işlevsiz hale getirmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin 1961 Anayasası döneminde Anayasa değişikliklerini iptal etmesi üzerine, 1971 Anayasa değişikliklerinde Anayasakoyucu, bu durumu, “kaynağını Anayasadan almayan bir yetki kullanımı” olarak nitelemiş ve denetimin yalnızca biçimsel unsurlar bakımında yapılabileceğini kabul etmiştir. Elbette yapılan incelemede sözkonusu iradenin Anayasakoyucu iradesi olduğu saptandığı andan itibaren, tüm kurulu iktidarları bağlayan niteliğiyle bunun esastan denetime tabi tutulması mümkün değildir.
Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin 1975 yılından başlayarak Anayasa değişikliklerinin esas denetimini “biçimin esas yönünden incelenmesi” adı altında sürdürmesinin ardından, 1982 Anayasası’nda Anayasa Mahkemesi’nin denetim yetkisi 1971 Anayasası’nda öngörülenden öte sınırlamaya tabi tutulmuştur. 1982 Anayasası’nın 148. maddesinde Anayasa Mahkemesinin yalnızca biçim denetimi yapabileceği bu denetimin ise (a) teklif çoğunlu, (b) oylama çoğunluğu ve (c) ivedilikle görüşülme koşuluna uyulup uyulmadığı hususlarıyla sınırlı olduğu hiçbir farklı yoruma elvermeyecek açıklıkta vurgulanmıştır. Bu düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’nin esas denetimini hangi ad altında olursa olsun yapmasını engellemek amacıyla kabul edildiği Danışma Meclisi tutanaklarında yeralmaktadır…
…Anayasakoyucunun tarihsel deneyimlere dayanan açık tercihi karşısında çoğunluğun “içerik yönünden” veya “esasın biçim yönünden incelenmesi” tarzındaki usullerle ulaşmaya çalışılan sonucun, mantıken doğru kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü başlık altında yapılan inceleme, yapılan Anayasa değişikliğinin anlam ve kapsamını belirledikten sonra, bunun Anayasa’nın 2. maddesindeki ilkelere aykırı olduğunu tesbitten ibarettir. Esas denetim de zaten bundan başka bir şey değildir. Dolayısıyla Kurucu İktidar Anayasa Mahkemesine esas denetim yetkisi vermiş olsaydı, zaten bundan farklı bir sonuç ortaya çıkmayacaktı. Bu durumda “1982 Anayasası Anayasa Mahkemesine neyi yasakladı” sorusu cevapsız kalmaya mahkum olmaktadır.“
Diyerek kanımca anayasa değişikliklerinin denetiminin nasıl yapılması konusunda çok temel bir yazı yazmış, ardından da geçmiş uygulamalar konusunda kurucu iktidarların her seferinde neden bu denetimi 2 kere yeniden ve sınırını her seferinde daha da belirginleştirerek yaptığını açıklayarak karşı oy yazısını usul yönünden temellendirmiştir.
Esas Yönünden:
(Usul sorununun aşılması üzerine bu bölüme ilişkin karşıoy yazılmıştır.)…
…Çoğunluk görüşü laikliği, eleştirel akla dayalı bir süreç olan aydınlanmanın bir ürünü olarak tanımlamış, bu ilkenin bilim ve sanatı esas alan Rönesans ve dinsel çoğulculuğu esas alan Reformasyon ile ilişkisini isabetle vurgulayarak, çağdaş dünyaya egemen olan temel parametreleri benimsemiştir. Ancak esasta ulaştığı sonuçlar çağdaş dünyadaki sonuçlarla temelde çatışmaktadır. Hiçbir çağdaş ülkede bulunmayan üniversitelerde dinsel simgeleri düzenleme zorunluluğunu dayatmaktadır. Aynı propoganda etkisine sahip siyasal simgelere ilişkin herhangi bir sınırlandırma ihtiyacı ise duyulmamaktadır. Üniversiteler propagandanın, farklı görüşlerin, yoğun siyasal, sosyal ve bilimsel tartışmaların egemen olduğu, olması gerektiği ayrıcalıklı mekanlardır. Toplumsal yaşamda çoğu zaman bulunamayacak aydınlanma, sorgulama, karşılaştırma, kabul ya da ret olanaklarını üniversiteler sunabilmektedir. Toplumsal yaşamda geçerli olmayan kılık kıyafet düzenleme gerekliliğini üniversitelere dayatmak, hem üniversitelerin bu olağan işlevine, hem de Anayasa’da öngörülen akademik, bilimsel, düşüncel, kolektif ve diğer entelektüel özgürlükler manzumesine ters düşmektedir. Üniversiteler kışla değildir. Ders disiplini, reşit öğrencilerin uniform bir davranış, düşünüş ve inanç modeline sokulmasının gerekçesi olamaz. Üniversitelerde düzenleme yetkisinin tek meşru gerekçesi, eğitimin üniversiter gereklere uygun olarak yürütülmesi olmalıdır.
Çoğunluk gerekçesinde, 5735 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile Anayasa’nın 42. maddesine eklenen “kanunda açıkça yazılı olmayan” ibaresinden, yasa ile açıkça yasaklanmadıkça yüksek öğretimde kıyafetin herhangi bir ölçüye tabi tutulmaksızın serbest bırakıldığı, yükseköğrenim hakkını kullananlara bu kıyafetleri taşımaktan dolayı herhangi bir yaptırım uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Oysa bu ifadenin temel amacının, yasakoyucu dışında hiçbir organın temel hak sınırlamasına tevessül etmemesini sağlamak olduğu unutulmaktadır. Yani 13. madde de yasakoyucuya ait olan bir yetki biraz daha vurgulanarak ifade edilmektedir. Diğer yandan yukarıda ifade edilen varsayım devam ettirilmekte, ülkede bireylerin dinsel özgürlüklerinden kaynaklanacak hak ihlalleri ve kamu düzeninin bozulması karşısında hiçbir yasal düzenlemenin bulunmadığı ve buna dayalı olarak da tüm devlet organlarının eli ve kolunun bağlı olduğuna inanılmaktadır. Oysa 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesi başlı başına bu gereksinimleri karşılayacak niteliktedir. Genel nitelikli diğer yasalardan söz etmeye dahi gerek bulunmamaktadır.
Öte yandan çoğunluk görüşünün temelini oluşturan hususun iptal edilen düzenlemenin lafzı olmayıp, gerekçesinde yer alan “başörtüsü” ifadesi olduğu gözden kaçmamaktadır. Hiçbir bağlayıcılığı olmayan yasa gerekçesinde yer alan bir kavramın, Anayasa’nın temel tercihlerini ihlale neden olacak kadar ölçüsüz bir korkuya ve endişeye neden olması, hukuk bilimiyle açıklanabilir olmaktan uzaktır.”
Sacit Adalı Karşı Oy Yazısında:
“…
Şekil bakımından denetleme esasa girmemeyi öngörmesine karşın, Anayasa değişikliğinin gerçekte neyi amaçladığının ortaya çıkartılması kaçınılmaz olarak esas denetimine girme mânâsına gelmektedir. Anayasa normunun anlam ve kapsamı da, Anayasa’ya uygun yorumla ulaşılan sonucun doğuracağı esastan iptal yahut uygun bulunma neticesi de birer esas denetim parametreleridir. Bu itibarla, normun muhtevası hakkında bağlayıcı kararla ulaşılması, heyetin çoğunluğunun şekil yönünden değil esasa girerek karar verdiğini gösterir ki, bu, yetkisi dışında görünmektedir. Çünkü 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişikliklerin salt biçim yönünden incelenmesi hâlinde, basitçe, ortada 148. maddenin şartlarına aykırılık bulunmadığı belirtilerek dosyadan el çekilmesi gerekecekti. Halbûki, şeklî aykırılık tartışmaları aşılmış, yapılan düzenlemenin 2. maddeyi dolanarak veya dolaylı olarak değiştirdiği yorumlarına girmekle normun bizzat ve kaçınılmaz tarzda esastan incelenmesine geçilmiş olmaktadır.
Bundan sonra her türlü gerekçenin gayet rahatlıkla içine girebileceği derecede geniş anlamları olan demokrasi, lâiklik, sosyallik kavramları uyarınca ve bunlarda Anayasa Mahkemesi’nce her zaman farklı yorumlamaya gidilebileceği ihtimaliyle artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecek, akla dahî getirilmeyecektir.
Bu sûretle, bırakalım Anayasa’yı yeniden yapmayı, en küçük değişiklikte dahi karşısında değiştirilemez üç madde bulunacaktır.
Anayasa’nın yeniden hazırlanması da yalnızca ve sadece aslî kurucu iktidarın işi olacak, tâli kurucu iktidardan artık hiç bahsedilmeyecektir…
…Kanunlar ve anayasalar abesle iştigal etmez. Anayasa’nın 4. maddesiyle ilk üç maddedeki değişiklik yasaklanmakta iken, eşitliğin ve eğitim özgürlüğünün vurgulanmasından öte gitmeyen 10. ve 42. maddelerdeki değişikliğin 4. madde kapsamında olduğunu ileri sürmek (fevkalâde) zorlama bir yorum olmaktadır…
…Devamlı şekilde niyetleri sezmeye çalışmak, varsayımları ve olasılıkları bahâne etmek problemi çözümsüzleştirmektedir. Hukuk devletinde işlemler, vehimler, tahminler veya kehânetler üzerine değil Anayasa ve yasalara uygun somut gerçeklikler üzerine binâ edilir…”
Genel olarak “5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” esas yönünden denetlenerek iptal edildi diyebiliriz sanıyorum. Gerekçeli kararın tamamı buradadır.
-
Arşivler
- Kasım 2008 (3)
- Ekim 2008 (42)
- Eylül 2008 (1)
- Ağustos 2008 (1)
- Haziran 2008 (2)
- Mayıs 2008 (1)
- Nisan 2008 (1)
- Mart 2008 (3)
- Şubat 2008 (7)
- Ocak 2008 (6)
- Haziran 2007 (1)
- Mayıs 2007 (14)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS